Stres ve Stresle Baş Edebilmek
Stress kavramı, Latince ‘estrica’, Fransızca ‘estrece’ sözcüklerinden köken almıştır. 17. Yüzyılda bela, dert, keder anlamıda kullanılmıştır. Sonraki yüzyıllarda güç, baskı, zor anlamında kullanılmıştır. Hens Selye stresi, organizmanın her türlü değişmeye yaygın tepkisi olarak tanımlamıştır. Organizmayı zorlayan, iç veya dış, akut ve ya kronik uyaranlar veya durumlar stres etkenleri olarak tanımlanır. Stres karşısında kişinin verdiği psikofizyolojik yanıtlara bakıldığında bir tehlike karşısında yoğun fiziksel aktivite için hazırlayan kaç yada dövüş olarak adlandırılabilecek birdizi fizyolojik reflekse parelel değişiklikler olur. Epnefrin, norepinefrin ve kortikosteroid düzeylerindeki değişiklikler, kalp atım hızı, kalp kasının kasılma kapasitesi ve kan basıncı artar, arterlerin tonusunda değişiklikler oluşur ve kanın iskelet kaslarına öncelikle gitmesi sağlanır. Lipid ve trigliseridler kana salınarak artan hareketlilik için gereken enerji sağlanır. Nore pinefrin ayrıca pıhtılaşmayı sağlayan maddeleri bir araya getirirek beden yaralanmalara karşı hazırlıklı hale gelir. Tüm bu yanıtlar ortaya çıktıkları ortamlar da yararlı yanıtlardır ancak uzamış stres bedende kalıcı değişikliklere yol açabileceğinden kişinin sağlığını tehdit edebilir. Örneğin epinefrin, norepinefrin ve kortizol, kardiyovasküler hastalıkta da rol oynar. Kalp atım hızında fizyolojik artış, yatkın bireyler de patolojik aritmilere, arter tonusundaki değişmeler koroner arter spazmına, tansiyon yükselmelerine ve kalıcı hipertansiyona, artmış kolesterol yüksekliğine yol açabilir. Bu nedenle stres le bahşedebilmek, ruhsal ve bedensel sağlığımızı koruyabilmenin önkoşuludur.
Stresin insanı güdüleyen yanı göz ardı edilemez. Stres aynı zamanda büyüyük başarı ve kişisel gelişim hayallerinin gerçekleşmesi için bir araçtır. Aşırı korunan çocukların, gerçek dünyada mutlu ve zorluklara karşı dayanıklı olmaları güçtür strese maruz kalma, zihinsel, fiziksel ve duygusal olarak büyümeyi de sağlar. Performansı arttıran bir etken olan strese ‘yapıcı stres (eustress) denir. Eğitim döneminde sınavlarda yaşanan stresler, ilerleme dönemindeki stresler gelecekte kazanca dönüşür. İnsanın dünyaya gelişiyle başlar stres, doğum stresi; hem anne hem bebek yaşar bu stresi. Bir dünyadan öbür dünyaya yolculuktur doğum. Hayatta öyledir aslında bir öncekinden ötekine yolculuk aşamasında geçen süre ve stres olmadan olmuyor bu doğum da.
Stresle baş etmek mevzusu konusunda o kadar çok makale ve kitap yazıldı ki son yüz yılda, pelesenk oldu bu kelimeler dilimize. Önce stres kaynakları gözden geçirilmeli. Ne değişti de daha çok stres yaşıyoruz? Neler kayboldu hayatımızdan? En başta denge kayboldu bence. Hayatımızı oluşturan sacayaklarını kabaca: aile-iş, beden-maneviyat olarak tanımlarsak bu dört bölüme eşit ve verimli vakit ayırabiliyor muyuz acaba? Tüketim toplumu olduğumuz bu yüz yılda tüketebilmek için tüketeceklerimizin parasını kazanmak zorunda olduğumuzdan işe evet diyebiliriz. İş ve aile hayatı dengesi bozuk olursa insanın dinlendiği, beslendiği, huzuru ve dinginliği hissettiği yaşantıda çalkantılar oluşur. Aile, bir insanın ilk gözünü açtığı sıcak yuva, koruyucu, ruhsal ve bedensel olarak besleyen, geliştiren bireylerin olduğu güvenli yerdir. Orada bozulan dengelerin oluşturduğu stresler insanların en zor baş edebildikleri streslerdendir. Bu nedenle iş-ev dengesi hayatidir. Beden-maneviyata gelince; uyumak, sağlıklı beslenmek, egzersiz ve diğer bedensel yatırımlar. Hepsi çok önemlidir. Ama günümüzde ihmal edilen ya da anlaşılmadan içselleştirilen manevi yaşam peki? İbadet etmek, dua etmek, okumak, izlemek, söylemek ve maneviyat için, ‘rıza’ için bir şeyler yapmak. Yaratandan uzaklaşmak, ölümlülükten uzaklaşmak, sadece bedeni arzuları beslemek hüsrana ya da eksik ve geçici mutluluğa neden olur. O yüzden burada da dengeyi korumak önemlidir. Bazen hayat her şeye rağmen streslerle karşılaştırabilir bizi. O zamanlarda da Hz. Mevlana’nın şu sözlerini hatırlamak ve üzerine düşünmek bize yeni bakış açıları kazandırabilir:
‘’Gam, gönül dalındaki sararmış, kurumuş, yaprakları ayırır, daldan yeni ve yeşil yapraklar bitmesine yardım eder.’’
‘’Bulutla şimşek aksilik yapmasalar, suratlarını asmasalar, üzümler güneşin gülümsemesinden yanar kavrulurdu.’’
‘’Üzülme, sopayla kilime vuranın gayesi kilimi dövmek değil, kilimin tozunu almaktır. Allah sana sıkıntı vermekle tozunu, kirini alır. Niye kederlenirsin? Taş taşlıktan vazgeçmedikçe parmaklara yüzük olamaz. Yüzük olmayı dileyen taş, ezilmeyi, yontulmayı göze almalıdır.’’
Stres ile baş etmek için tüm kaynaklar tarandığında tanımlanan ortak önerileri vererek son verelim:
-
İşyerinde soluklanmaya zaman ayırın.
-
Dedikodudan uzak durun.
-Değişime olumlu yaklaşın.
- İşinizi eve taşımayın.
-Her gün şükredin.
-
İyi uyuyun.
-
Öfkenizi yönetmeyi öğrenin.
-
Olumlu insanlarla dostluk kurun.
-Sorunları başkalarıyla paylaşın.
- Duanın gücünü unutmayın
-Sizden daha az şanslılara yardım edin.
-Masaj, Akupuntur, -
Hafta sonlarında kısa geziler
-Hobiler sağlıklıdır.
-
Bir gruba üye olun.
-
Müzik ruhun gıdasıdır.
-Tabiatla baş başa olun.
- Konser, sergi, festival.
Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; muayene ve tedavinin yerini tutmaz. Randevu için iletişim sayfasına bakabilirsiniz.