Aşk ve Bahar
Aşk kelimesi arapça ‘Aşaka’ adı verilen bir sarmaşık türünden gelir. Bu sarmaşık ağaca dolanır ve onu tepeden tırnağa sarar. Ağacın kök suyuyla beslenir. Böylece sarmaşık geliştikçe ağaç solmaya, kurumaya başlar. Aşk da aşığın benliğini öyle bir kaplar ki zaman içinde aşığın benliğini, bedeni varlığını soldurmaya başlar. Hz Mevlana ‘Aşk da ocak gibi yakar, yandırır. Fakat bu yanışı görmeyen, o tadı almayan da ocak değildir zati’ der.
Aşkın biyolojisinde ne var peki? Bir tür şizofrenik bir hal der bazı bilim adamları ve ana sorumlu madde olarak dopamini vurgulanır. Haz merkezinin vazgeçilmez maddesi bu dopamin. Esrar da eroin de dopamini hızla salgılattığı için bağımlılık yapıyor. Gerçeği değerlendirmesi bozuluyor insanın, olmadık şeyler görmeye duymaya başlıyor dopamin sisteminde sıkıntı olunca. Âşık bir kere o duyguyu yaşamaya görsün, artık yolculuk başlar, dönüş zordur. Âşık olunanın kötü huyları varmış, şöyleymiş-böyleymiş, boştur bu lafların hepsi. Aristo ‘aşk, sevende sevdiğinin kusurlarını algılama yeteneğinin körelmesidir’ demiş. Biz bugün bunu ‘aşkın gözü kördür’ diye ifade ediyoruz.
Aşk duyguların en yücesi ve yaradılışında nedeni olduğu için evrenden de eski bir duygudur aslında. Tabi cismani ve ilahi diye ikiye ayırdığımız zaman kutsal olanı ilahi olanı. Âşık cismanideki geçiciliği görüp kaynağı bir arayışla bir yolculukla ilahiye döndürmesi bir yükseliş sağlar. Aslında geçici aşk gerçek aşka bir köprüdür der sufiler. Maalesef beşeri aşkın temelini şehvet yapanların hakiki aşka ermesi güçtür. Hz Mevlana ‘sen şehvet ve arzularına aşk adını veriyorsun. Hâlbuki şehvetten aşka giden yol çok uzundur’ diyor. Sonuçta cismani olan köprü ise menzile götürüyorsa, şehvetten arınınca ilahi olana dönüştürülebiliyorsa ne mutlu aşık olabilenlere…
Aşkın mevsimi nice şarkıda, şiirde ve türküde bahardır hep. Doğa aşk ile uyanışa geçer. Ağaçlar en güzel elbiselerini giyer. Aşkın sevinci ve hüznü ile ağlar gökyüzü. Toprak çiçeklerle kaplı en güzel renklere bürünür. Dereler coşkun akar baharda. Bülbüller sevdalı öter… İnsan da küçük evren değil mi? Duyguların coştuğu bir mevsim bahar mevsimi. İki uçlu bozukluk dediğimiz depresyon-mani (mutsuzluk-aşırı iyi hissetme) ile seyreden bozukluk, en çok bahar mevsiminde atak yapar. Beynimizdeki dopamin daha çok kana karışmak ister sanki… Belki sebeptir bu belki de sonuç. Bırakalım kendimizi kendimize, özümüze. Yüreğimiz aşkla atsın, dilimiz aşkı söylesin, gözümüz aşkla görsün… Direnmeyelim, utanmayalım, O’ndan gelene hoş geldin diyelim. ‘Aşksız yaşama ki ölmeyesin. Bari aşk yolunda öl ki, ebedi hayata kavuşasın diyen’ Hz. Pir’e kulak verelim: ’Her şey sevgilidir, aşıksa bir perde; diri olan sevgilidir, aşıksa bir ölü: kimin aşka meyli yoksa kanatsız bir kuşa döner, eyvahlar olsun ona’….
Aşk kavuşunca maşuka sevgiye dönüşür. Dönüşmese yakar, susuz bırakır ve gerçekten koparırdı zaten. Sevgi ve muhabbet ortak kökten kaynak alır. Susamışlık ve farzla arzudan dolayı kalbin kaynaması gibi ‘hub’ kökünden türeyen bir kelime olduğunu tanımlar İsmail Yakıt. Aşkın sevgiye dönüşmesi olması gereken. Ama bunu beceremeyenlerdeki klasik bahane hep ‘evlilik aşkı öldürüyor’. Her kavuşma aşkı öldürür. Ama cismani aşkın sevgiye evrilmesi bir lütuftur. Bitmeyen bir kaynağın suyudur bu muhabbet.
‘Sevgiden acılıklar tatlılaşır,
Sevgiden bakırlar altın kesilir,
Sevgiden tortulu, bulanık sular arı duru su haline gelir.
Sevgiden dertler şifa bulur.
Sevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur.— Hz Mevlana
Şükür ki âşık olduk, şükür ki sevgi ırmağımız çoşkun… İlahi olanın vuslatı ne zaman bilinmez. Ayrılık devam ediyor. Pişelim sonrada yanalım o zaman aşkın aleviyle. Gün olup bahar yağmuru gibi olsun göz yaşımız, gün olup açan çiçekler gibi olsun gülüşümüz.. Aşkla ibadet, aşkla tefekkür, aşkla anlama nasip olsun cümlemize…